background img

The New Stuff

ŞAİR ŞÜKRÜ ERBAŞ KİMDİR?


Bu yıl 17'nci kez verilen Altın Portakal Şiir Ödülü Şükrü Erbaş'a değer görüldü.

Antalya Altın Portakal Şiir Ödülü'nün bu yılki sahibi "Bağbozumu Şarkıları" kitabıyla Şair Şükrü Erbaş oldu. Jüri adına gerekçeli kararı açıklayan Doğan Hızlan, “Şükrü Erbaş'ın şiiri, hayatın zorbalığına karşı direniş sığınağı olarak da okunmuştur. Erbaş'ın anadiline özeni Anadolu'da başka dillerin özgürlüğü için verdiği mücadeleyle de tutarlıdır" dedi.


Antalya Kültür Sanat Vakfı (AKSAV) ve Antalya Büyükşehir Belediyesi'nce bu yıl 16'ncısı düzenlenen Antalya Altın Portakal Şiir Sempozyumu gerçekleştirildi. Mahmut Temizyürek şiirinin değerlendirildiği sempozyum öncesi 17'nci Antalya Altın Portakal Şiir Ödül Töreni de düzenlendi. Bu yıl Doğan Hızlan başkanlığında, Cevat Çapan, Ahmet İnam, Hüseyin Ferhad ve Mahmut Temizyürek'ten oluşan jüri, şair Şükrü Erbaş'ı ödüle değer gördü. Doğan Hızlan'ın okuduğu gerekçeli kararda Erbaş'ın şiiri şöyle değerlendirildi: 

HALK ŞİİRİNİN DERİN KÖKLERİ 

“Şükrü Erbaş'ın şiiri, zamanın ruhunun birey ve toplumun üzerinde tahakkümüne karşı direniş şiiridir. Onun şiirinin dokusunda halk şiirinin derin köklerini ve yaşayan gölgesini bulabildiğimiz gibi, modern şiirinin büyük ustalarının gözettiği, Türkçeye içkin duyarlılığı, vicdanı ve bilinci de şiirsel zarafet içinde bulabilmişizdir. Kadim temaları, ölümü, ayrılığı, yalnızlığı ve aşkı kendimizle bir söyleşiye dönüştüren Şükrü Erbaş'ın şiiri hayatın zorbalığına karşı direniş sığınağı olarak da okunmuştur. Erbaş'ın anadiline özeni Anadolu'da başka dillerin özgürlüğü için verdiği mücadeleyle de tutarlıdır."

MAHCUBİYET DUYGUSU YAŞIYORUM

Ödülünü Büyükşehir Belediye Başkanı CHP'li Mustafa Akaydın, Jüri Başkanı Doğan Hızlan ve AKSAV Başkan Vekili Arif Bulut'tan alan Şükrü Erbaş, bir mahcubiyet duygusu yaşadığını söyledi. Fakat bunu son derece insani bir tuhaflık olarak gördüğünü belirten şair Erbaş, jüri üyelerine ve özellikle de gerekçe için teşekkürlerini dile getirdi. 

Şükrü Erbaş (d. 1953, Yozgat), Türk şair ve yazar.

1953'te Yozgat'ta doğdu. İlk ve ortaöğrenimini Yozgat'ta tamamladı. Ankara'da Gazi Eğitim Enstitüsü Sosyal Bilimler Bölümü'nden 1978'de mezun oldu. Toprak Mahsulleri Ofisi'nde memurluk ve yöneticilik yaptı, bu kurumdan emekli oldu. Yarın dergisi yazı kurulunda görev yaptı (1984). Edebiyatçılar Derneği'nde yöneticilik görevinde bulundu (1993-1999). Şair, halen Antalya'da yaşamaktadır.

Şükrü Erbaş, ilk şiirini Varlık dergisinde, 1978 yılında yayınlandı. "Yolculuk" adlı şiir kitabıyla, 1987 Ceyhun Atuf Kansu şiir ödülüne değer görüldü. Ayrıca, "Dicle Üstü Ay Bulanık" şiir kitabıyla 1996 Orhon Murat Arıburnu şiir ödülünü, "Üç Nokta Beş Harf" şiir kitabıyla 2002 Ahmed Arif şiir ödülünü ve "Gölge Masalı" adlı şiir kitabı ile de 2005 Ömer Asım Aksoy şiir ödülünü kazandı.

Şiir, edebiyat ve yaşam üzerine denemeler yazdı. Denemelerini "İnsanın Acısını İnsan Alır" (1995) ve "Bir Gün Ölümden Önce" (1999) adlı kitaplarında toplayan Şükrü Erbaş'ın, "Gülün Sesi Gül Kokar" (1998) adlı düzyazılarından oluşan bir kitabı da vardır.
Yapıtları

Küçük Acılar (1984)
Aykırı Yaşamak (1985)
Yolculuk (1986)
Kimliksiz Değişim (1992)
Bütün Mevsimler Güz (1994)
Dicle Üstü Ay Bulanık (1995)
İnsanın Acısını İnsan Alır (1995)
Kül Uzun Sürer (1996)
Gülün Sesi Gül Kokar (1998)
Bir Gün Ölümden Önce (1999)
Derin Kesik (1999)
Üç Nokta Beş Harf (2001)
Sarkacın Kalbi (2002)
Yalnızlık Heceleri (2003)
İnsan Sevmezse Ölür (Seçmeler, 2004)
Gölge Masalı (2005)
Unutma Defteri (2007)


Senin Korkularını Benim İnceliğimi

Ayrılık ne biliyor musun?
Ne araya yolların girmesi,
ne kapanan kapılar,
ne yıldız kayması gecede,
ne ceplerde tren tarifesi,
ne de turna katarı gökte.

İnsanın içini dökmekten vazgeçmesi ayrılık!

İpi kopmuş boncuklar gibi yollara döktüğü gözlerini,
birer damla düş kırıklığı olarak toplaması içine.
Ardında dünyalar ışıyan camlar dururken,
duvarlara dalıp dalıp gitmesi.
Türküsünü söylecek kimsesi kalmamak ayrılık.
Saçına rüzgar, sesine ışık düşürememek kimsenin.
Çiçekçilerden uzağa düşmesi insanın yolunun.
Güneşin bir ceza gibi doğması dünyaya.
İki adımdan biri insanın, sevincin kundakçısı,
hüznün arması ayrılık.

O küçük ölüm!

Usta dokunuşlarla bizi büyük ölüme hazırlayan.

Ayrılık, o köpüklü öpüşlerin ardından gidip ağzını yıkadığında başlamıştı.
Ben bulutları gösterirken,
"bulmacanın beş harfli yemek sorusuna" yanıt aramanla halkalanmış,
"Aşkın şarabının ağzını açtım, yar yüzünden içti murt bende kaldı"
türküsü tenimde düğümlenirken, odadan çıkışınla yolunu tutmuş,
Dağlarda öldürülen çocukların fotoğraflarını bir kenara itip,
"bu eteğin üstüne bu bluz yakıştı mı? "
diye sorduğunda varacağı yere varmıştı çoktan.

Şimdi anlıyormusun gidişinin neden ayrılık olmadığını,
bir yaprağın düşmesi kadar ancak, acısı ve ağırlığı olduğunu.
Bir toplama işleminin sonucunu yazmak gibi bir değer taşıdığını.
Boşluğa bir boşluk katmadığını, kar yağdırmadığını yaz ortasında....

Ne mi yapacağım bundan sonra?

Ayak izlerimi silmek için sana gelen bütün yolları tersinden yürüyeceğim önce.
Şiir yazmayacağım bir süre,
Fotoğraflarını güneşe koyacağım, bir an önce sararsınlar diye.
Hediyelik eşya satan dükkanların önünden geçmeyeceğim.
Senin için biriktirdiğim yağmur suyunu, bir gül ağacının dibine dökeceğim.
Falcı kadınlara inanmayacağım artık.
Trafik polislerine adres sormayacağım,
Geleceğe ışık düşüren bir gülüşle gülmeyeceğim kimseye....

Ne yapacağımı sanıyorsun ki?

Tenin tenime bu kadar sinmişken,
ömrüm azala azala önümden akarken,
gittiğin gerçek bu kadar herkese benzerken..
Senin korkularını, benim inceliğimi doldurup yüreğime,
bıraktığın boşluğu yonta yonta binlerce heykelini yapacağım.


Şükrü Erbaş

0 yorum :

Yorum Gönder

Reklam

Hosting